Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun her 31 çocuktan birinde görüldüğünü belirtti. Erken teşhisin önemi vurgulandı.
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB) her 31 çocuktan birinde görüldüğünü açıkladı. Büyükceran, Centers for Disease Control and Prevention’ın 2025 yılı verilerine göre ortaya çıkan bu durumun, erken çocukluk döneminde başlayan ve yaşam boyu süren nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu belirtti. Uzman doktor, OSB tanısındaki artışın farkındalık ve erken değerlendirme imkanlarının gelişimiyle bağlantılı olduğunu vurguladı.
Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, OSB’nin temel olarak sosyal iletişimde güçlükler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranış örüntüleriyle karakterize olduğunu vurguladı. Her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabilen OSB için erken belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtti. Özellikle erken çocukluk döneminde isme tepki vermeme, göz teması kurmada zorluk ve dil gelişiminde gecikme gibi bulgular önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin erken fark edilmesi tanı sürecini hızlandırıyor.
Otizm tanısını çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı koyar. Ardından tedavi ve izlem süreci dil ve konuşma terapistleri, özel eğitim uzmanları ve diğer ilgili disiplinlerin katılımıyla multidisipliner bir yaklaşımla yürütülür. Dr. Büyükceran, tanılama sürecinin tek bir görüşmeyle sınırlı olmadığını, ayrıntılı gelişim öyküsü, klinik gözlem ve standardize değerlendirme araçları kullanılarak yapıldığını ifade etti. Bu süreçte aileden alınan bilgilerle çocuğun sosyal iletişim becerileri, oyun davranışı ve tekrarlayıcı örüntüleri değerlendirilir.
Büyükceran, tanı sürecinde yaşanan gecikmelerin müdahale sürecini doğrudan etkilediğini vurguladı. Erken çocukluk döneminin beyin gelişimi açısından en yüksek nöroplastisite dönemi olduğunu belirten uzman, bu dönemde başlanan müdahalelerin belirgin kazanımlar sağladığını aktardı. Tanının gecikmesi ise kritik gelişimsel pencerenin kaçırılmasına ve müdahale etkinliğinin azalmasına neden olabilir. Erken dönemde aile katılımını içeren bireyselleştirilmiş eğitim programları önem taşır.
Bireye özgü yapılandırılmış müdahale programları; iletişim, sosyal uyum ve günlük yaşam becerilerinde anlamlı ilerlemeler sağlayabilir. Erken çocukluk döneminde aile katılımını içeren, sözel olmayan iletişim becerileri ve dil terapileri ön plandadır. Okul çağında sosyal beceri eğitimleri önem kazanırken, ergenlik ve yetişkinlik döneminde bağımsız yaşam ve mesleki becerilerin geliştirilmesine odaklanılır.
Psikofarmakolojik tedaviler, otizmin çekirdek belirtilerine yönelik değildir. Uzm. Dr. Büyükceran, bu yaklaşımların eşlik eden klinik durumların yönetiminde kullanıldığını ifade etti. Dikkat eksikliği, kaygı bozuklukları, depresyon veya uyku sorunları varlığında ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu tedaviler her zaman eğitsel ve psiko-sosyal müdahalelerle birlikte, destekleyici nitelikte uygulanmalıdır.
Yorum Yap